SAGLIK - BİLİMCİ KIZ - Blogcu



BİLİMCİ KIZ

Hakkımda

Bilimsel gelişmeler



Myspace Layouts

Bağlantılarım


* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler









Arkadaşlarım


canon766
ismail1961
orguculer
egitimspormizah
yemekyapmali
rufeydem
genetikvebilim
birgonulbal
drsalih
keloglan
genetiknedir
arzukizinmutfagi
turkkadini
bayramsekeri
Ergül Tilki
sarica1967
pastamalzemeleri
insangenomu
pelincen1
hayatininpenceresi
yemektarifleri85
bebenaz
pratikyasam
yasamsevincinn
makyajdateknikler

Rahim ağzı kanseri


Rahim ağzı kanseri
Yazdır E-Posta
Image

Dünyada her 2 dakikada bir kadının rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybettiğini biliyor musunuz?

www.rahimagzikanseri.org
 

Rahim ağzı kanseri nedir?

Vücudun bir bölgesindeki hücreler anormal şekilde çoğalmaya başladığında kanser gelişebilir.Rahim ağzı kanseri servikste (rahim ağzı) anormal hücre çoğalmasıdır. Serviks uterusun (rahim) vajinaya açılan alt bölümüdür.


Rahim ağzı kanseri yaşamı tehdit edebilen ciddi bir hastalıktır.Bir kadın Human Papillomavirüs’ün (HPV) belirli tipleriyle infekte olduğunda ve infeksiyondan kurtulamadığında serviksin duvarında anormal hücreler gelişebilir.


Erken saptanıp tedavi edilmezse bu anormal hücreler rahim ağzı kanseri öncüllerine ve kansere dönüşebilir. Çoğunlukla bu uzun yıllar alır; ancak nadir durumlarda bir yıl içinde de gelişebilir. Doktorunuzla Pap testini (Papanicolau smear olarak da bilinir) içeren jinekolojik muayene hakkında görüşünüz; bu test serviksteki kuşkulu hücre değişikliklerinin saptanmasına yardımcı olabilir.


Rahim ağzı kanserinin belirtileri nelerdir?

Ne yazık ki, rahim ağzı kanseri ileri evreye ulaşıncaya kadar herhangi bir belirti göstermeyebilir. Rahim ağzı kanseri belirtileri aşağıdakileri içerebilir:

  • Anormal vajinal kanama
  • Cinsel ilişkiden sonra kanama
  • Anormal vajinal akıntı
  • Pelvis (kasık) ağrısı

Bu belirtilerden herhangi biri sizde varsa, en kısa sürede doktorunuza başvurmanız önemlidir. Evet; diğer kanserler gibi, rahim ağzı kanseri de birçok şekilde tedavi edilebilir. Tedaviyi seçmeden önce sağlık görevlisinin göz önüne alacağı bazı konular şunlardır:

  • Kanserin boyutları ve hangi bölgelere yayıldığı
  • Kadının yaşı ve genel sağlığı
  • Hastanın tercihi

Rahim ağzı kanseri tedavi edilebilir mi?

Rahim ağzı kanseri tedavisinde 3 ana yöntem cerrahi, radyasyon tedavisi ve kemoterapidir.Tedavi bu yöntemlerden 2’sini veya daha fazlasını içerebilir. Tedavi planı doktorunuza yapacağınız spesifik kontrol ziyaretlerini de içerecektir.Bu kontrol vizitleri radyografi (röntgen), biyopsi, kan testleri ve diğer incelemeleri içerebilir.

Herkes ayrı bir varlık olduğundan, her birey tedaviye farklı yanıt verir. Bir kişi için doğru olan tedavi başka biri için doğru olmayabilir. Sağlık görevlileri rahim ağzı kanserini tedavi etmeye yönelik en iyi seçeneklerin tüm risklerini ve yan etkilerini değerlendirecektir.

Kaynak :www.kadin.tr.net


Tarih: 01:30, 17/3/2008 Kategori: SAGLIK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

TELEFON



BU TELEFON SİZEDE GELMİŞ OLABİLİRDİ,SİZ NE HİSSEDERDİNİZ.BU BİR HİKAYE AMA........?


Gecenin sessizliği, içindeki huzursuzluğu artırıyordu. Balkona çıktı. Şehir karalık örtüsüne bürünmüş, evlerin tek tük yanan lambaları aydınlığa yetmiyordu. Gözleri yıldızlara kaydı. Bir mücevher kadar parlak, göz alıcı yıldızları seyretti. Daldı gitti...


Üç ay önce böyle bir geceydi. Gecenin sessizliğini bir telefon bozmuştu. O zamanlar her şey yolundaydı. Hayatında acıyı tatmadan güzel bir yaşam sürmüştü. Her şey, bir trenin raylar üzerinde gitmesi kadar kolay olmuştu onun için; eğitimi, mesleği, evliliği, çocuk sahibi olması. Sonsuz bir hayatın; şımarık çocuğuydu, ta ki telefon çalana kadar…


Ağır adımlarla telefonun yanına gitti. İçi ürperdi; sebebini bilmiyordu. Ahizeyi kaldırırken, huzurun son perdesini kapattığını hissetmişçesine ağır hareket ediyordu. Telefonda beklediğinin aksine telaşlı ya da hüzünlü bir ses yoktu. Tok bir ses ona kimliğini onaylattı."Evet, benim." diyebildi. Merakla korku karışmıştı. Bu saatte tanımadığı biri, onun tüm özel bilgilerinin onaylattırıyordu: <******>

—İzmir doğumlusunuz değil mi?"
—Evet."
—1971 mi?"
—Evet."
—İlk, orta, liseyi İzmir de mi bitirdiniz?"
—Evet…"

Soruları soranın o kadar otoriter bir ses tonu ve konuşması vardı ki; neden bunları söylüyorsun, neler oluyor diye soramadı. Cesaret edemedi. Konuşmanın sonunu merakla bekliyor, süreyi kısaltmak için onaylama cümlelerini başlarda yaptığı gibi kekelemeden; ardı ardına sıralıyordu. Resmi bilgilerin dışında; evlendiği gün, sene gibi çok özel doğru bilgileri de onaylamıştı. Soruların sona yaklaştığını biliyordu. Çünkü bu sene yaşadıklarını da sormaya başlamıştı. Telefondaki ses, bir süre sustu, son sorusunu sordu:


—Dün bir araba aldınız değil mi?"


—Evet."


—Artık sizi yakinen tanıdığımızı ve bir telefon sapığı olmadığımızı sanırım anladınız. Şu ana kadar sizin hakkınızdaki bilgilerden yanlış olan oldu mu?"

—Hayır."


—Bakın bu bir uyarı telefonu. Bu bilgiye nasıl ulaştığımızı size açıklayamayacağız ama bir terör örgütünün kara listesine alınmışsınız. Listede bin kişi var. Öldürülecekleri günün yazılı olduğu belgeyi ele geçirdik. Ancak katillere görevler, kura usulüyle verilmiş ve biz katillerin tümünü henüz yakalayamadık. Yakalayacağımızı umuyoruz ama her ihtimale karşı bu bilgiyi sizinle de paylaşmanın insani bir görev olduğunu düşündük. Bu listeye göre üç ay sonra; Mart ayının üçünde öldürüleceksiniz. Tabi biz, sizi seçen katili yakalayamazsak… Konu hakkında bir gelişme olursa; size döneceğiz. Ama özel bir birim olduğumuz için sizin bize ulaşmanız imkânsız.


Unutmayın üç ay sonra… <******>


Unutmayın 3 Mart… İyi geceler…"

* * *


Telefon açıldığı kadar garip bir tarzda kapanmıştı. Konuşma bitmişti. Kafasına hücum eden milyonlarca sorudan birini bile soramamıştı. Nefesi kesildi, ahizeyi tutan elinde gücünün tükendiğini hissetti. Kalp atışlarının artan sesiyle, kafasındaki yüzlerce ses yarışırcasına çığlıklar attılar. Korkudan ziyade şaşkınlıktı yaşadığı. Böyle düşünmemişti. Ölüm onun planlarında hiç olmamıştı ve olmazdı da: Güçlüydü, sağlıklıydı, varlıklıydı. Neden ölsün ki?


Koltuğa yığıldığında, uykularının kaçtığı gecelerde neler yaptığını anımsadı. Televizyonu açtı. Merakla iki yıldır takip ettiği dizinin son bölümünün tekrarı vardı. Misafir olduğu için kaçırmıştı bu bölümü. Ama hayret, artık ne kadarda anlamsızdı şimdi. Ölüm gerçeği karşısında ne kadar basit ve ucuzdu. Her akşam en az dört saatini bu anlamsızlıklara bakarak mı harcamıştı? Kendisini daha da kötü hissetti… Sehpanın üzerinde yıllardır abone olduğu dergilere gitti eli: Moda dergisi, tasarım dergisi, hobi dergisi, magazin dergisi, spor gazetesi. Elleri ile hızlıca taradı dergileri. Yıllardır başkalarının kurgu hayatlarını izleyerek ve okuyarak ne çok zaman kaybetmişti. Kendini zeki zannediyordu; yanıldığını anlaması için ölümünün gelmesini beklemişti.


Çocukların odasına gitti. Uyuyorlardı. En son ne zaman öpmüştü onları? Ne zaman onların gözlerine bakmıştı en son? Anımsayamadı. Hep çok işi vardı. Zamanını kimler için harcamış ama bu çocuklardan esirgemişti. Öpmeye bile utandı bu düşüncelerle, hep dik duran bedeni çökmüş, kafası önde çıktı odadan…


Eşiyle paylaşmak istedi duygularını ve korkularını. Uyuyan eşine baktı. Onunla sıkıntılar, kavgalar ve yapılacaklar dışında bir şeyi paylaşmadığını anımsadı. Son yıllarda kavgaları gittikçe artmıştı. Onun gitmek istediği yere kendisi gitmek istemiyor; kendisinin yapmak istediklerine de o karşı çıkıyordu. Evlilikleri bir mücadele alanına dönüşmüştü. Uzlaşmayı yitirmişler, duygularını köreltmişler, maddi ihtiyaçlar için beraberliklerine devam etmişlerdi. Bu kadar yıl sonra paylaşılan ilk duygu, bu mu olmalıydı? Aslında ölmeden, eşini kaybetmiş olduğunu anladı. Ve bu süreçte kendisinin hiçbir çaba sarf etmediğini… Ölmeden kaybetmişti hayatını aslında ve bunu ölmeden önce anlamak yıkmıştı. <******>

Bir an gözleri parladı. Bu kadar umutsuz olmamalıydı, O İslam dinine inanıyordu, yani ölümden sonra hayat vardı. Ölüm bir son değil, başlangıçtı. Ama… Gözleri parladığı gibi çabucak söndü. İslam dinine inanıyordu ama dine ayıracak hiç zamanı olmamıştı ki. Emekli olabilseydi namaz kılabilirdi belki. İş temposunu düşürebilir diye biraz da çok sevdiği sigarasından ayrılmak zor olur diye oruç da tutmamıştı. Bu sene hac zamanı da geçmişti.. Tutunacak dallarını bir bir kırmıştı kendi elleriyle. Mazeret üretme merkezi bile çalışmıyordu. Ne diyecekti Rabbine? Hasta değildi, tutuklu değildi, cahil değildi. Nasıl düşünemedim dedi kendi kendine. Dil sustu, gözyaşları süzülürken yanaklarına; merakla korkunun terk ettiği bedenini acı ve pişmanlık sarmıştı.

                                                            * * *

Yıldızlar, gece ve sessizlik… Bu üçü alıp götürmüştü üç ay öncesine. Bir daha aynı ses tarafından aranamamıştı. Yarın Martın üçüydü. Beklenen gündü. Üç ay önce olsa kendisini bir karakola atar ve günün bitmesini beklerdi. Ama üç ay önce olsaydı. Şimdi ise içindeki tek huzursuzluk; telafi edemediğine inandığı geçmişindeki hatalar ve günahlarıydı. Ölümden duyduğu korku gitmiş, yerini üç aydır yeniden tanıdığı ve çok sevdiği Rabbine karşı duyduğu derin bir mahcubiyet almıştı.

 

Bu üç ay, onun hayatının bütünleme sınavları olmuştu sanki. Eşiyle yakınlaşmış, eskiden tartışma konusu olan olayların ne denli küçük ve hoş görülebilir olduğunu görmüştü. Çocuklarıyla oynamış, onlara hayatları boyunca faydalanacakları nasihatler vermişti. Artık akşamları ailece iple çeker olmuşlardı. Yemek masasında başlayan sohbet, uykusuz gecelere kapı açmış, birbirlerini sevmişlerdi. Hep ertelediği bir işi yapmıştı. Kuranı Kerim okumayı öğrenmişti. Okuduğu her kelime ile yılların çaktığı sıkıntı çivileri ve tereddütler bir bir sökülmüştü. Anlamını okudukça yıllarca nefsi ile aslında hayatını ne denli zorlaştırdığını görmüştü. Üşüdü. Balkondan içeri girdi. Gece namazı kılmak için seccadesini açtı. Belki son namazıydı. Azrail'in nefesini arkasında hissederek sığındı Rabbine. Secdeye gittiğinde uzun uzun ağladı. Selam verirken hayatının belki bu son gününde yüzünde teslimiyetin huzuru vardı. <******>


Telefon çaldı. Gecenin sessizliği, içindeki huzur, bedenindeki teslimiyet birdenbire sarsıldı. Dona kaldı. Yine gece yarısıydı. Telefon hala çalıyordu. Yerinden kalkmadı. Telefondaki sesin aynı ses olmasından korktu. "Katiller yakalandı." demesinden ve eski hayatına dönmekten korktu. Aynı koşturmacanın, huzursuzlukların, başıboşluğun başlamasından korktu. Kararını verdi: Bilmek istemiyordu. Tıpkı Rabbinin emrettiği gibi; artık gelen her günü ölebileceği gün, her kıldığı namazı son namazıymış bilecek ve herkese sanki yarın ölecekmiş gibi hoşgörüyle ve sevgiyle bakacaktı.

Telefon çaldı, uzun uzun çaldı… Ayağa kalktı, telefonun fişini çıkardı. Saatini sabah ezanına kurup çocuklarını öperek sevdiği eşinin yanına uzandı. Nimetleri için Rabbine şükrederek gecenin kollarına huzurlu bedenini bıraktı…

                                                                                                                        HAVVA POLAT
-------------------------------------------------

"Ilahi Ente Maksudi ve Ridake Matlubi"

Ya Rabbi, Benim Maksadim Sensin, Ben Senin Rizani istiyorum



Tarih: 00:00, 21/2/2008 Kategori: SAGLIK
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

Kalp Krizleri ve Sicak Su,


Kalp Krizleri ve Sicak Su,

Kalp krizleri ve sicak su icmek.....Bu cok guzel bir yazi...Yalnizca
yemeklerden sonra sicak su icmenizle ilgili degil,ayni zamanda kadinlar ve
onlarin kalp krizleri ile de ilgili...

Bu cok akillica..Cinliler ve Japonlar yemek yerken sicak cay icerler..soguk
su icmezler...onlarin yemek yerken sicak bir sey icme aliskanliklarini
benimsememizin zamani gelmistir belki de....

Kaybetmek icin degil kazanmak icin..

Soguk su icmekten hoslananlar bu yazi sizin icin...

Yemeklerden sonra soguk bir seyler icmek cok guzel..Ancak,soguk su,daha
henuz tuketmis oldugunuz yagli seyleri katilastiracaktir.Bu da sindirimi
yavaslatacaktir..Bu 'tortu' asitlerle reaksiyona girdiginde,parcalanacak ve
bagirsak tarafindan kati yiyeceklerden daha cabuk emilecektir..Ve bagirsak
icini kaplayacaktir..Cok kisa bir sure icinde,yaga d
����ecek,kansere yol
acabilecektir..

Bu yuzden,yemeklerden sonra sicak bir corba icmek ya da ilik su icmek
yapilacak en iyi seydir...

Kalp krizi hakkinda
����li bir not:


Bayanlar,bilmeniz gereken bir sey varsa o da,sol koldaki agri her kalp
krizinde ortaya cikan bir belirti degildir..Cene b
����nizdeki yogun

agrilara dikkat edin..

Bir kalp krizi sirasinda,ilk hissettiginiz bir g
����
agrisi
olmayabilir..Bulanti ve asiri bir terleme cok fazla raslanan
belirtilerdendir..

Uyku sirasinda kalp krizi geciren insanlarin %60 i uyanmamaktadir..

Cenenizdeki agri sizi derin uykunuzdan uyandirabilir.Dikkat edin ve farkina
varin...Ne kadar cok sey bilirsek,o kadar cok hayatta kalma sansimiz
artar...


 





Tarih: 20:04, 1/2/2008 Kategori: SAGLIK
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->